1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Nato

PDF Print E-mail

Written by CaspianWeekly-Admin Monday, 13 October 2008 02:04

Böylelikle Batı, Sovyet Tehdidine karşı kendi demokrasilerini koruma amacını ilan etmiştir. İlk üyeleri arasında 12 kurucu ülke bulunmaktadır bunlar arasında ABD, Kanada, Hollanda, Belçika, Lüksemburg, İngiltere, Fransa Portekiz İzlanda ve İtalya yer almıştır. Daha sonra Batı Almanya, Yunanistan, Türkiye ve İspanya da örgüte katılmıştır. Bugün ise NATO’nun üye sayısı Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, Estonya, Litvanya, Slovakya, Romanya Slovenya Letonya, Bulgaristan ülkelerinin katılımıyla yirmi altıya ulaşmıştır.

Bu ülkeleri bir araya getiren amaç anlaşmanın 5. maddesinde gayet net olarak tarif edilmiştir. Bu çerçevede üye devletler, ‘’Avrupa ya da Kuzey Amerika da aralarından bir ya da bir kaçına karşı girişilecek silahlı bir saldırıyı bütün üye devletler kendine yapılmış bir saldırı sayarak Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 51. maddesiyle tanınan tek başına ya da toplu olarak kendini savunma hakkı uyarınca tek tek ve öteki üye devletlerle birlikte silahlı kuvvet kullanımı da dahil gerekli gördükleri bütün önlemleri alarak saldırıya uğrayan üye devlete ya da devletlere yardım edeceklerdir. Aynı anlaşmanın 3. maddesine göre ise ‘’silahlı saldırıya tek başına veya toplu olarak karşı koyabilmek için sürekli ve etkili çabalarla karşılıklı yardımlaşma yoluyla savunma güçlerini korumaları ve güçlendirmeleri’’ hedeflenmiştir. Bu noktada örgüt üye ülkelere ağırlığı ABD kaynaklı olmak üzere milyarlarca dolarlık askeri yarımda bulunmuştur. Bu çerçevede NATO esas olarak bir ‘’Ortak Savunma Örgütü’’ olarak tanımlanmıştır.
Aynı şekilde NATO’nun üye ülkelerin temsilcilerinden oluşan bir askeri komite tarafından organizasyonu öngörülmüştür. Bu eksende NATO, 3 büyük komutanlığa bölünmüştür. Bunların ilki merkezi Belçika - Casteau ‘ da bulunan Avrupa Müttefik kuvvetler Yüksek Komutanlığı, ikincisi Virginia- Nolfork’ta bulunan Atlantik Yüksek Komutanlığı ve diğeri ise İngiltere – Northwood ‘daki Manş Komutanlığıdır. Bu komutanlıklar barış zamanında aralarında koordineli olarak tatbikatlar düzenler ve kendi bölgelerinin savunma planlarını hazırlarlar.
NATO’bun bütün bu faaliyetleri ve organizasyonu içinde daha baştan ve giderek artan biçimde ABD etkisi belirgin olmuştur. Masraflarının büyük çoğunluğunu da ABD tarafından karşılanmıştır. Bu mali avantaj örgütteki ABD etkinliğini daha da artırmıştır. Ancak NATO içindeki ABD etkisi zaman zaman diğer üye ülkelerin huzurunu bozmuştur. Nitekim böyle bir tepki ilk olarak kendini 1958 de dışa vurmuş, Fransa NATO içindeki ABD etkisini eleştirmiştir. Fransa Cumhurbaşkanı; Fransa’nın başkalarının kararlarına uyma zorunluluğu olmadığını ve NATO dolayısıyla başkalarının kararıyla savaşa sürüklenmek zorunda kalacaklarını ileri sürmüştür. Bununla da kalmayarak 1 Temmuz 1966 da NATO’nun askeri kanadından resmen çekilmiştir. Bundan sonra Fransa NATO ile ilişkilerini askeri düzeyde değil sadece bilgi alışverişi düzeyinde tutacağını açıklamıştır. Bu, örgütün tarihinde en önemli kriz olarak dikkatleri çekmiştir. Aynı nedenle o ana kadar Paris’te bulunan NATO genel karargahı Belçika’ya taşınmak zorunda kalmıştır.
NATO bu süre zarfında Varşova Paktı karşısındaki konumunu geliştirmek ve sağlamlaştırmak için kendini geliştirme yoluna gitti. Öncelikle kendini Komünizmin Batı Avrupa’yı işgali tehlikesine odaklayarak Avrupa’ya daha da yerleşti. Özellikle SSCB’nin çok yoğun olan kara üstünlüğüne karşı Nükleer Savunma Doktrinini geliştirdi. Bu amaçla 1957’den itibaren Batı Avrupa’ya nükleer silahların konuşlandırılması başlandı.Avrupa’daki NATO birlikleri, sayıca Varşova Paktının birliklerinden az olmalarına rağmen eğitim mühimmat ve silah üstünlüğünü koruyorlardı. Bu statüko aşağı yukarı 1980 lere kadar değişmeden sürecekti.
Bu arada NATO nükleer ve konvansiyonel silahlarını alabildiğine geliştirdi. Üç yüz bin ABD askeri Avrupa’nın çeşitli noktalarına yerleştirilmişti. Bu anlamda ikinci dünya savaşının Sovyet cephesi ‘’soğuk savaş’’ maskesi altında halen sürüyordu. Savaşın çok başka cephelerde alttan alta sürmesi ve askeri siyasi ekonomik teknolojik kültürel insiyatiflerin giderek Batı’nın eline geçmesi sonucunda Sovyet sistemi sıkıştırılmaya başladı. 1980 lerin sonuna doğru Sovyetler de reform hareketinin başlaması ve Mihail Gorbaçov un dayattığı ‘’perestroika’’ politikası Sovyetler biriliğini derinden sarstı ve dağılma sürecini tetikledi. Doğu Avrupa da ki Sovyetik rejimler bir bir çöktü. En sonunda da Doğu ve Batı Almaya’ nın birleşmesini getirecek olan ve tüm sistemin çöküşünün bir simgesi haline gelen Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla Varşova Paktı dağılma sürecine girdi. Nihayetinde 1990 Kasımında ki ‘’Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Konferansı’’ (AGİK) soğuk savaşın bittiğinin resmen onaylayacaktı. Bütün bu gelişmeler NATO’nun varlığını da tartışmalı hale getirdi.
NATO doğuşundan itibaren tümüyle Sovyetler birliği ve ‘’Komünizm Tehdidi’’ üzerine kurulu olduğunu ilan etmişti oysa bu tehdit fiilen ortadan kalkmış bulunuyordu. NATO bundan sonra varlık gerekçesini neye göre ifade edecekti?’’düşman ‘’ortadan kalkmıştı. O halde NATO bundan sonra kendini nasıl tanımlayacaktı? Yoksa birilerinin ‘’gizli gündemi’’inde NATO ya biçilen yeni bir misyon mu vardı?
Bu gizli misyon elbette ki vardı. Bu yeni misyon ABD eliyle yürütülse de aslında tümüyle ABD patenti sayılmazdı. ABD’yi de kapsayan ama ABD’nin de ötesinde bir yapının planına göre ‘’yeni NATO’’, uzun vadede kurulması beklenen ‘’tek dünya devleti’’nin ‘’tek dünya ordusu’’na dönüşmesinin ön hazırlığı idi. Bunun için askeri gücün yeniden örgütlenmesi ve tanımlanması zorunluydu.

YENİ NATO VE TÜRKİYE’NİN ROLÜ Türkiye 50’li yılların başından beri NATO üyesi bir ülkedir.’’Sovyet Tehdidi’’ altında Batı ile ilişkilerini genişletmek isteyen Türkiye tarihsel bir zorunluluk olarak NATO’ya üye olmuştur. O günün dünyası ve tehdit algıları doğrultusunda bu bir nebze de olsa anlaşılabilir bir şeydir. Ancak 1980’lerin sonunda ‘’Komünist Blok’’un çökmesi ile birlikte Türkiye’nin ‘’tehdit’’leri de değişmiştir. Üstelik bu tehditler Türkiye’nin ‘’Ulusal Bütünlüğü’’ ne yönelik olarak hızla artarken arkasında dost olarak bildiği kimi NATO üyesi ülkelerin de olduğu bir bir ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte Türkiye halen ittifikın üyesi olarak NATO’nun alacağı yeni görevlerde düne değin sadece kanat bir ülke iken şimdi cephe ülkesi görevi görecektir. Bu ise Türkiye’nin bölge halkları aleyhine yeni askeri maceralara sürüklenmesine sebep olabilir.
NATO’nun alacağı yeni biçimde Türkiye’ye de önemli görevler yüklenmesi beklenmektedir. Türkiye o kadar önemlidir ki NATO’nun Ortadoğu Karargahı olarak İzmir öngörülmektedir. Türkiye yeniden biçimlenen NATO’da cephe ülkesi konumundadır. Ayrıca İstanbul da bir terörle mücadele merkezi kurulması planlanmaktadır.
Tabii burada ilginç olan Türkiye’nin misyonuyla ilgili durumudur. Öyle görünüyor ki Türkiye ye ikili misyon yüklenmiştir. Yani ülkemizin bölgede hem dönüştürücü rolü hem de dönüştürülen rolü oynaması istenmektedir. Bölge için hem örnek ülke, cephe ülke rolü oynaması istenirken bütün bunların neticesinde gelecek çok eyaletli zayıflatılmış iradesi kalmamış sözüm ona ulusal devlet’lerden birisi olması istenmektedir. Yani Türkiye uzun vadede aynı sürecin hem sorumlularından biri hem de mağduru durumuna sokulmaya çalışılacaktır. Onların gözünden bakıldığında burada bağımsız ulusal devletler değil üzerinde oynanabilecek, gerektiğinde yeniden tanzim edilebilecek arazi parçaları vardır. Tam bu noktada Türkiye ve ordusu şu kararı vermek zorunda kalacaktır: Ulusal devletin onurlu askerleri mi, yoksa emperyal güçlerin lejyonerleri mi olacağız?

 

Add comment


Security code
Refresh

International Organizations